« Önceki | Sonraki »

4/11/2009

Mevlana ve Kalenderiler


XIII. yüzyılda Anadolu'da görülen haliyle Kalenderilik Budizmden geniş ölçüde esinlenen bir tarikat olarak görülür. Cemaleddin' Savi tarafından kuralları belirlenerek tarikat haline getirilen Kalenderilik daha önce Horasan ve Türkistan taraflarında yaygın idi.Bunlara Anadolu'da Cavlakiye adı da verilmiştir. Bunun sebebi şeyhlerinin cavlak adı verilen bir elbise taşımasındandır.Cami, Nefehatü'l-Üns'de, Kalenderileri Melametilerle karşılaştırır.Kalenderilerin yalnız farzları eda ettiklerini ve amellerini gizlemekle sınırlı olmadıklarını yazar.Vahidi yazdığı Manakıb-ı Hace-i Cihan ve Netice-i Can eserinde onları şu şekilde tanımlar:

"Kalender güruhu pâk tıraş vücuhla, başlarında kıldan örülmüş külahlar ve arkalarında şallar, kimi aselĭ ve kimi siyalılar, pür sürur-u hubŭr, hayl-u haşemle ve tabl-u âlemle, aheng-ü nağamâtıla ve gülbang-ı salavâtıla ..."sözleriyle onların evlenmediklerini,göğü ata, yeri ana bildiklerini saç, sakal, kaş ve bıyığı arızı bildiklerinden tıraş ettiklerini, mescitle tekkenin ve kilisenin, cennetle cehennemin bir olduğunu, güzellere meftun olduklarını, gezici dervişler zümresinden bulunduklarını uzun uzadıya anlatılır.Bu yaşayışlarıyla onların, dönemlerinin varoluşçuları oldukları hatıra gelebilir.Esasta bizi ilgilendiren yönü ile, Mevlana'nın bu Kalenderi zümresi ile fikri ve ameli ilişkisi, Mesnevi'de, Divan'da ve Eflaki'nin Menakıbındaki anlatılarında ortaya çıkar.Mevlana'nın diğer şeyhler ve Kalenderilerden ayrı bir yol tutarak kendi müritlerine dilenmeği ve boş gezmeği yasak ettiği, sakalsız Kalenderlere gıpta ettiği ve bu sebeple erkekle kadını ayırt edecek sakalın kafi geldiğini Eflaki'den öğreniyoruz:

Bir gün berbere "o kadar' dipten kes ki ancak erkek olduğum anlaşılsın" deyip, sakal ve bıyığını dipten kestirmiş, ertesi gün de,"gıpta ederim Kalenderlere, hiç sakalları yoktur. Sakalın az oluşu, insanın kutluluğuna delalet eder" diyerek "sakal erkeğin ziynetidir, çokluğu adama gurur verir, gurur ise insanı tehlikeye sokar" hadisini okuduğunu ve "uzun sakal sŭfilere hoştur ama sŭfi sakalını tarayıncaya kadar arif Tanrı'ya ulaşır" dediğini biliyoruz.

Mevlana'nın şiirlerinde de Kalenderilere dair birçok beyite rastlıyoruz.Bu beyitlerde bir Kalendere ait hayli telmihler vardır:


"Aşk ordusu geldi, şehrin ta göbeğine kondu. Ey kalender dost, hele bir kurtuluş sesi duy bakalım.Her şeyi sakıncasız gören bir Kalender çıkageldi. Ey saki, şarap kadehiyle karşıla, böylece ta sabaha dek sun ona ey güvencim, ey bana şifa veren.Halka haram olan şarap, kalenderlere mubahtır, içer dururlar. Saki,kendine gel de artık yeter, bitti deme. Nerde başlangıcımız, hani tamamlamamız.Kalender, hiçbir şeyle sınırlı değil gibi görünür amma sırlardan soyut değildir. Önce birçok dikenlerin derdi ile iç çekerdi, fakat şimdi baştan başa gül oldu, dikene aldırış bile etmez ... Kalender gemide oturmuştur,yolda gidip durmadadır, fakat kendisi yürümemekte"

Mevlana'nın bu Kalenderiler hakkındaki beyitleri diğer akidelere olduğu gibi hoşgörü ve ölçülülüğünü ifade eder ki Eflaki'nin rivayetine göre Mevlana Celaleddin öldüğü gün, cenazesinin önünden yedi öküz çektiler. Bunlardan birini Kalenderler tekkesinde, kurban etmesi için Niksarlı Ebu Bekr-i Cevlaki'ye gönderdiler. Şeyh derhal bunun kurban edilip, miskin ve fakirlere dağıtılmasını emretti.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum Gönder

Adınız :

Yorum Başlık:

Yorumunuz:


0 yorum yazilmistir